Ekolojik Kriz ve Sınıf Mücadelesi
İklim krizi 2026 yılında artık bir 'gelecek sorunu' olmaktan çıkmış, doğrudan bir ekonomi-politik gerçekliğe dönüşmüştür. Sermaye, krizi aşmak için 'Yeşil Mutabakat' gibi projelerle kendini yeniden üretmeye çalışırken, bu dönüşümün faturası yine işçi sınıfına kesilmektedir. proletarya.com analizlerine göre, gerçek bir çözüm ancak Ekolojik Marksizm perspektifiyle mümkündür.
Adil Geçiş mi, Yeni Sömürü Düzeni mi?
Uluslararası sermaye gruplarının savunduğu 'Adil Geçiş' kavramı, pratikte eski madenlerin kapatılması ve buralarda çalışan işçilerin düşük ücretli, güvencesiz 'yeşil işlerde' istihdam edilmesi anlamına gelmektedir. Ekolojik yıkım, kapitalizmin doğayı ve emeği eşzamanlı olarak sömürmesinin bir sonucudur.
- Enerji tekellerinin kâr hırsı,
- Karbon vergilerinin emekçilere yansıtılması,
- Güvencesiz yeşil istihdam modelleri,
Metabolik Yarılma ve Doğa
Marx'ın 'metabolik yarılma' kuramı, insanın doğayla olan organik bağının kapitalist üretim tarafından koparılmasını anlatır. Bugün bu yarılma, iklim mülteciliği ve ekolojik felaketlerle derinleşmektedir. proletarya.com olarak savunuyoruz ki; doğanın korunması, üretim araçlarının kâr değil ihtiyaç odaklı yönetilmesinden geçer.
İşçi Sınıfının Ekolojik Programı
Sendikaların sadece ücret mücadelesi değil, aynı zamanda 'ne üretileceğine ve nasıl üretileceğine' dair söz sahibi olması gerekmektedir. Yeşil dönüşüm, sermayenin birikim stratejisi olmaktan çıkarılmalı ve kamusal bir planlama ile işçi denetimine bırakılmalıdır. Ekoloji mücadelesi, özünde bir sınıf mücadelesidir.