Yeşil Kapitalizm mi, Ekolojik Sosyalizm mi?
2026 yılı, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon düzenlemelerinin Türkiye sanayisi üzerindeki etkilerinin somutlaştığı bir dönemeç olmuştur. Ancak bu 'yeşil dönüşüm', sermaye grupları için yeni teşvik ve kâr kapıları açarken, Ereğli, Karabük ve İskenderun gibi ağır sanayi havzalarındaki işçiler için işsizlik tehdidi ve hak gaspı anlamına gelmektedir. proletarya.com olarak bu dönüşümün sınıfsal niteliğini analiz etmek zorundayız.
Adil Geçiş (Just Transition) ve İşçi Hakları
Burjuva iktisatçıların sunduğu 'yeşil ekonomi' modelleri, üretim araçlarının mülkiyet ilişkilerine dokunmadan sadece enerji kaynağını değiştirmeyi amaçlar. Oysa gerçek bir Adil Geçiş, dönüşüm sürecinde hiçbir işçinin işsiz kalmamasını, yeni teknolojilerin iş yükünü azaltmak için kullanılmasını ve üretim planlamasının işçi konseyleri tarafından yapılmasını gerektirir.
2026’da Ağır Sanayi ve Otomasyon
Demir-çelik ve otomotiv sektörlerinde düşük karbonlu üretime geçiş süreci, otomasyonun hızlanmasıyla birleşmektedir. Bu durum, nitelikli iş gücünün tasfiyesine ve emeğin daha da değersizleşmesine yol açmaktadır.
- Karbonsuzlaşma maliyetlerinin işçi ücretlerine yansıtılmasına hayır!
- Yenilenebilir enerji yatırımlarında sendikal örgütlenme zorunluluğu.
- İş saatlerinin ücret kaybı olmaksızın düşürülmesi (Haftada 30 saat çalışma).
Daha fazla bilgi ve analiz için proletarya.com sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Yeşil bir gelecek, ancak üretim araçlarının toplumsallaştırıldığı ve doğanın kâr hırsına kurban edilmediği bir sistemde mümkündür. 2026 yılı, bu mücadelenin ekolojik ve sınıfsal taleplerle birleştiği yıl olacaktır.