Sermaye Birikimi ve Ekolojik Yıkımın Kesişiminde Emek
2026 yazında Türkiye'de kaydedilen rekor sıcaklıklar, işçi sağlığı ve iş güvenliği (İSİG) tartışmalarını yeni bir boyuta taşımıştır. proletarya.com olarak bu makalede, kapitalizmin doğa üzerindeki tahribatının bedelini canıyla ödeyen işçi sınıfının, 6331 sayılı Kanun kapsamındaki çalışmaktan kaçınma hakkını ele alıyoruz.
Hayati Tehlike ve Hukuki Zemin
İş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, işçiye 'ciddi ve yakın tehlike' durumunda çalışmama hakkı tanır. Ancak 2026'nın ekonomik konjonktüründe, yüksek enflasyon ve işsizlik tehdidi altındaki işçiler için bu hak, kağıt üzerinde kalma riski taşımaktadır. İnşaat, tarım ve lojistik gibi dış mekanda çalışan sektörlerde, 45 dereceyi aşan sıcaklıklarda çalışma zorunluluğu, sermayenin mutlak artı-değer hırsının bir sonucudur.
Sınıf Odaklı Ekoloji Mücadelesi
İklim krizi bir 'insanlık sorunu' gibi sunulsa da, etkileri sınıfsaldır. Beyaz yakalılar klimalı ofislerde bu krizi karşılarken, proletarya güneşin altında üretim yapmaya devam etmektedir. proletarya.com ekibi olarak, işçi sağlığını korumanın yolunun sadece yasalar değil, iş yerlerinde kurulacak İşçi Sağlığı Denetim Komiteleri olduğunu savunuyoruz.
Temel Talepler:
- Sıcaklık ve nem endeksine göre zorunlu paydos uygulaması
- İklim değişikliğine bağlı meslek hastalıklarının tanınması
- Çalışmaktan kaçınma hakkını kullanan işçiye ücret kesintisi yapılamaması
2026'da sınıf mücadelesi, sadece ücret artışı için değil, aynı zamanda yaşanabilir bir çevre ve hayatta kalma hakkı için de verilmektedir. Ekolojik yıkım, kapitalizmin sınırlarını gösterirken, kurtuluşun yine işçi sınıfının ellerinde olduğunu kanıtlamaktadır.