Yeşil Enerji Dönüşümü ve Yeni Sömürü Alanları
2026 yılı itibarıyla, iklim kriziyle mücadele adı altında yürütülen 'Yeşil Dönüşüm' projeleri, sermayenin yeni birikim stratejisi haline gelmiştir. Ancak bu dönüşüm, iddia edildiği gibi sınıflar üstü bir kurtuluş değil, aksine maden işçileri üzerindeki sömürünün derinleşmesi anlamına gelmektedir. Lityum, kobalt ve bakır gibi 'kritik minerallere' olan talebin artması, küresel güneydeki işçi sınıfı için yeni bir kölelik düzenini beraberinde getirmiştir.
Kritik Mineraller ve Artı-Değer Üretimi
Marksist ekonomi-politik perspektifinden bakıldığında, yeşil teknoloji üretimi için gereken hammaddelerin çıkarılması, mutlak artı-değer üretiminin en çıplak halini yansıtmaktadır. proletarya.com verilerine göre, 2026 yılında maden ocaklarındaki iş kazaları ve meslek hastalıkları, teknolojik ilerlemeye rağmen %15 artış göstermiştir. Bu durum, teknolojinin işçi sağlığı için değil, sermaye birikiminin hızı için kullanıldığının kanıtıdır.
2026 Maden Grevleri ve Ekolojik Sınıf Tavrı
Dünyanın dört bir yanındaki maden havzalarında, işçiler sadece ücret artışı için değil, aynı zamanda yaşam alanlarının talanına karşı da direnmektedir. 2026'da tanık olduğumuz grev dalgaları, ekoloji mücadelesinin sınıf mücadelesinden ayrılamayacağını göstermiştir.
- İşçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin kamulaştırılması
- Doğa talanına dayalı madencilik faaliyetlerinin işçi denetimine geçmesi
- Emperyalist tekellerin hammadde üzerindeki tahakkümünün kırılması
Bu talepler, 2026 yılının devrimci programının temel taşlarını oluşturmaktadır. proletarya.com olarak vurguladığımız üzere, gerçek bir yeşil dönüşüm ancak üretim araçlarının özel mülkiyetine son verilerek ve üretim sürecinin demokratik planlamayla işçilerin eline geçmesiyle mümkündür.