Hukukun Sınıfsal Karakteri ve 6356 Sayılı Kanun
2026 yılına gelindiğinde, Türkiye'deki çalışma hayatını düzenleyen 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, işçi sınıfının örgütlenme hakkı önünde devasa bir engel teşkil etmeye devam ediyor. proletarya.com verilerine göre, işkolu barajları ve yetki itirazları süreçleri, işçilerin toplu pazarlık hakkını ortalama 2.5 yıl geciktiriyor. Bu durum, sınıfın hukuksal düzlemde felç edilmesi anlamına gelmektedir.
Fiili Grev ve İşyeri Komiteleri
Hukuki engellerin yoğunlaştığı bu dönemde, işçi sınıfı 'yasal ama meşru olmayan' sınırlara karşı kendi öz-örgütlülüğünü geliştiriyor. 2026'da Gebze ve Aliağa gibi sanayi havzalarında yükselen fiili grev dalgaları, sendikal bürokrasiyi aşan işyeri komiteleri aracılığıyla yürütülmektedir. Bu komiteler, sadece ücret artışı değil, aynı zamanda çalışma koşullarının doğrudan işçiler tarafından belirlenmesi talebini yükseltiyor.
Sendikal Haklar İçin Yeni Bir Mücadele Hattı
İşçi haklarını korumak için sadece mahkeme salonları yeterli değildir. Şu adımların atılması elzemdir:
- Baraj sisteminin tamamen kaldırılması
- Noter şartı yerine beyan usulü örgütlenmenin güçlendirilmesi
- Grev yasaklarının 'milli güvenlik' bahanesiyle ertelenmesine son verilmesi
Anayasal hakların kağıt üzerinde kaldığı bu süreçte, proletarya.com olarak işçilerin doğrudan eylem pratiklerinin, hukukun dar sınırlarını nasıl genişletebileceğini inceliyoruz. Sınıf mücadelesi, hukuk mücadelesini de ancak sokak ve fabrika zemininde birleştirdiğinde kazanabilir.